Hem bireysel hem kurumsal eğitim ve danışmanlık çalışmalarım içerisinde katılımcılarıma sorduğum ilk ve en önemli sorulardan bir tanesi, amacın mı yoksa hedefin mi son nokta olduğu sorusudur. Çünkü kişi ya da kurum, kendi için herhangi bir konuda adım atmadan önce tam olarak nasıl bir yolculuğa çıktığını bilmelidir. Mevcut bir yolculuğu varsa da kendi yolundan çıkmaması için bu soruya yanıt vermelidir.

Sorunun yanıtı ve o yanıtla birlikte atılan adımlar, kişilerin bireysel, sosyal, eğitim, aile, ilişki, para ve en çok da kariyer hayatlarında her açıdan tatmin olmalarını sağlarken; kurumlar için de gerçekçi, sonuç odaklı ve sürdürülebilir bir başarının anahtarı olur.

Peki, gelelim sorumuzun cevabına. Büyük bir çoğunluğun, ‘’Hedef, son noktadır.’’ dediğini duyar gibiyim. Ancak sorunun doğru yanıtı, yani son nokta, amaçtır. Hedef ise amaca giden yolda attığımız adımlardır.

Bugün orta ölçekli bir işletmenin amacı, büyük ölçekli kurumsal bir şirket olmak ise; ilk hedefi (adımı), kurumsal bir şirket olma yolunda hangi basamaklardan geçmek gerektiğini bilmektir. İkinci hedefi, öğrendiği basamakları kendi işletmesinde uygulamak; üçüncüsü, uygulamaları değerlendirmek ve diğer kurumsal şirketler ile arasındaki farkları tespit edip, başka neler yapması gerektiğini araştırmaktır.

Bütün hedefler belirlenip, var olan amaç gerçekleştirildiğinde ise, yeni bir amaç doğar. Bu doğrultuda yeni hedefler belirlenir ve süreç benzer şekilde ilerler.

Aynı şekilde, kişilerin bireysel gelişimleri de amaç ve hedef kavramları ışığında tam olarak bu şekilde ilerlemektedir. Eğer kişinin amacı, üst yönetimden bir pozisyona terfi etmek ise; ilk hedefi (adımı), mevcut pozisyonda kendisini en iyi şekilde ifade edecek bilgi ve tecrübeyi kazanmak ve bunu göstermektir. İkinci hedefi, istemiş olduğu pozisyon ile ilgili tüm teknik bilgi ve kişisel yetkinliğe sahip olmak; üçüncüsü ise, doğru zamanı beklemek ve gerektiğinde kendi için bu yönde adım atmaktır. Bu zincir bu şekilde devam eder.

Bu noktada birkaç şeyin altını çizmek gerekir:

Öncelikle, amaç ve hedef kavramları net bir şekilde tanımlandıktan sonra onları nasıl etkili bir şekilde belirlemek gerektiği önemlidir.

Nasıl ki sağlıklı ve başarılı bir iletişimde karşımızdaki kişinin anlayacağı şekilde bir mesaj belirliyor ve bu mesajı iletecek doğru kanalı seçiyorsak, amaç ve hedef konusunda da aynı tutarlılığı göstermek zorundayız. Yani hedeflediğimiz şeyler amaçladığımız şeylerle örtüşmelidir. Hedefler zorlayıcı olmalı ama ulaşılamaz olmamalıdır. Aynı zamanda ölçülebilir olmalıdır. Bu sayede kişi ya da organizasyon bu hedeflere ulaşma konusundaki ilerlemeyi gözlemleyebilir ve gerekirse düzeltmeler yapabilir.

Hayattan beklentilerimizi (amaçlarımızı), hedef cümlesi haline getirdiğimiz zaman, artık istek olmaktan çıkar ve gerçeğe dönüşmesi için vücut kazanırlar. Hedeflerimiz olmadan, isteklerimiz büyük olasılıkla hayal olarak kalmaya devam edecektir. Bir diğer deyişle rüzgar nereye savurursa oraya gideriz.

Gerçek başarıları arzulardan ayıran şey, hedeftir. Arzu ediyoruz ama gerçekleşmesi hayal geliyorsa, bilmemiz gereken, bu isteğin henüz hedefe dönüşmediğidir. Hedef belirlemek, insanların arzularına ulaşacaklarına inanmalarını sağlar.

Unutulmamalıdır ki, insan ancak inandığı kadar ilerleyebilir.

Gökhan Dumanlı’nın Temmuz 2016’da Harward Business Review’de Yer Alan Makalesi.